°o.O°o.O`·.¸¸.·´´¯`··._.·ARZU`·.¸¸.·´´¯`··._.·O.o°O.o°

Tanım

kısadan hisse...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* Spaces sayfam
* Evahappy forum

|

( ) Aktif Ziyaretçi

Arkadaşlarım

lmaster
ayris
haticane
memnunca
ozdothemaster
zekigarden
rockevanescence

Günlük Burç

Günlük Burç

ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN..BİZ DEĞİLSEK KİM..!?

ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN..BİZ DEĞİLSEK KİM..!?

iran_irak_banner.gif

bak5.JPG

bak4.JPG

bak3.JPG

bak2.JPG

bak1.JPG


Tarih: 17:14, 11/8/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı

Dünyanın en büyük kenesi.


Tarih: 15:05, 4/8/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı

YAHUDİLER NİÇİN İNSAN OLAMAZLAR?

 LÜTFEN SABREDİP SONUNA KADAR OKUYUN İSRAİL MALLARINI KULLANMAYIN İÇİTGİNİZ HER COCACOLA BİR İNSANIN ÖLÜMÜNE KATKI SAĞLAMASIN...

 

Değiştirilmiş TEVRAT'ın Yahudiler'e Emrettiği İBADET OLAN VAHŞET TÜRLERİ

   Değiştirilmiş Tevrat'ın içerdiği emirler, bildiğimiz dini kitaplardaki telkinlerden çok farklıdır. Asıl dinin emirleri adalet, sevgi, iyilik ve hoşgörü iken, Tevrat, pek çok sapıklığın övüldüğü ve emredildiği bir vahşet kaynağıdır.

 

Ensest (aile içi cinsel ilişki), tecavüz, insan katliamı, işkence, üstün ırk inancı gibi pek çok sapkın görüş ve emirler Tevrat'ın içeriğini oluşturmaktadır.

   Bu, kuşkusuz, orijinal Tevrat'ın içinde olmayan fakat sonradan eklenmiş bölümlerden kaynaklanmaktadır. 38 bölümlük Tevrat'ın daha 5. bölümünde Hz. Musa'nın ölümünün anlatılması, bu kitabın büyük bir kısmının vahiy değil, insan yazması olduğunu göstermektedir.

   Hz. Musa'nın 5 kitabı arasında bile çelişkiler bulunması bu bölümlerin orjinal metinlerinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

 

   Tevrat'ın büyük bölümünü yazanlar, Yahudi toplumunu bugün olduğu gibi Hz. Musa'dan sonraki dönemlerde de yönetmekte olan Kabbalist hahamlardır. Yahudilerin üstün ırk oldukları ve onlara ait olan dünyanın, diğer milletler tarafından gasp edildiği inançlarının temelini Kabbala oluşturmaktadır.

   Hahamların, Kabbala'nın içerdiği bu sapkın inanışlara olan bağlılığı, Tevrat'ı da bu görüşler doğrultusunda bozmalarına yol açmıştır.

   İşte bu tahrifat, vahşeti Yahudi dininin bir gereği haline getirmiştir. Hahamlar, fanatik ve sadist görüşlerinin tümünü Tevrat'a ustaca yerleştirmişlerdir. Bu sayede Yahudi dininin emirleri asırlardır süren bir kin, nefret ve akıl almayacak katliamları içermektedir:

 

   "İşte benden, ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın." (TEVRAT, Mezmurlar Bölümü 2/8-9)

 

   Bu ve benzeri yüzlerce ayet nedeniyle, Yahudiler için hahamlarca emredilen vahşeti uygulamak, bir ibadet(!) sayılmaktadır.

 

   "Vurun; gözünüz esirgemesin ve acımayın; ihtiyarı, genci ve ere varmamış kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun." (TEVRAT, Hezekiel 9/5-6)

 

   Hahamlar bu emirlerin uygulanmasını sağlama almayı da ihmal etmemişlerdir. Rabbin lanetiyle tehdit edilmektedir:

   "Rabbin işini gevşeklikle yapan lanetli olsun ve kılıcını kandan alıkoyan lanetli olsun." (TEVRAT, Yeremya Bölümü 48/10)

 

   Bugün İsrail'in işgal ettiği yerlerde uyguladığı vahşet, asırlar önce uydurulan bu sapık dini emirlerin yerine getirilmesinden başka bir şey değildir. İsrail anayasası Tevrat'tır. Hahamlar, Yahudi toplumu üzerinde asırlardır süren kontrollerini İsrail'de de sürdürmektedirler. Parlementoda, hahamlardan fetva alınmadan hiç bir kanun yürürlüğe girmez. İşte İsrail'in kutsal terör ve vahşetinin ardındaki gerçek budur.

   Hahamların, fanatik ve sadist düşüncelerinden meydana gelmiş, ırkçılığa, kine ve vahşete dayalı bu köhne dinin gerçeklerini insanlara ve insanlığa acilen sunmak gerekir. Yahudilere de tavsiye olarak; kendilerine din olarak öğretilmiş olan bu sapkın, akıl ve insanlık dışı ideolojiyi, ırkçılık tutuculuğuyla değil, akıl ve vicdanla değerlendirmeleridir. O zaman gerçeği onlar da göreceklerdir.

   Aksi takdirde, ateşe verdikleri dünyayı, çok yakında cehenneme çevireceklerdir...

 

   YAKMA

   Tevrat'ın "acıklı ölümlerle ölecekler" (Yeremya 16/4) ifadesinde anlattığı işkencelerden birisi de insanları yakarak öldürmektir. Tarihte Yahudiler fırsat bulduklarında bu korkunç yöntemi uygulamışlar ve Filistin'li müslümanlara karşı uygulamaya devam etmektedirler. İsrail askerleri, ve bazen de İsrail'li siviller, savunmasız Filistinlileri defalarca benzin dökerek, alev makinalarıyla ya da fırınlarda diri diri yakarak öldürmüşlerdir.

   Atom bombasını yapan 32 bilim adamının tamamı ve bu bombaların Japon şehirlerine atılmasına karar veren ABD başkanı Solomon Truman Yahudidir.

   Napalm bombası icadının baş ismi Louis Frederick Fieser de bir Yahudidir. Bu bomba da atom bombası gibi aynı dönemde icat edilmiş ve 2. Dünya Savaşında denenmiştir. Ve bu bomba sadece Japonya'da 260.000 ölü, 412.000 yaralıya sebep olmuş, ayrıca 2.2 milyon evi de yakarak yok etmiştir.

 

   TEVRAT: "Onları ateş yakacak. Alevlerin elinden canlarını kurtaramayacaklardır." (İşaya, 47/14)

 

   "Senin hasımlarını ateş yiyip bitirecek (İşaya 26/21)

   "Ve kavimler kirecin yanması gibi, kesilip ateşle yakılan dikenler gibi olacaklar." (İşaya, 33/12)

 

   "Hepsini Rab onunla vuracak ayakları üzerinde dururken etleri eriyecek ve gözleri çukurları içinde eriyecek ve ağızlarında dilleri eriyecek." (Zekerya, 14/12)

 

   ""Elin bütün düşmanlarını bulacaktır. Senin gazap zamanında onları yanan fırın gibi edeceksin. Rab hiddetinden onları yutacak ve ateş onları yiyip bitirecektir." (Mezmurlar, 21/9)

 

   KAN İÇME

   Bu sapık adet asırlardır bir kısım fanatik Yahudiler tarafından uygulanmaktadır. Bazı bağnaz Yahudi kolları, Tevrat'ın insan kanı içme ve insan boğazlama konusundaki emirleri doğrultusunda sayısız insanı kanlarını almak için öldürmüşlerdir.

 

   "Et yiyin ve kan için. Yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin kanını içeceksiniz. Sarhoş oluncaya kadar kan içeceksiniz." (Hezekiel Bölümü 39/18-20)

 

   "Onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için onları hazırla." (Yeremya Bölümü, 12/3)

 

   "Çünkü o gün orduların Rabbi Yehova'nın günüdür. Hasımlarından öç alsın diye öç günüdür. Ve kana kana onların kanını içecek." (Yeremya Bölümü, 46/10)

 

   Yahudilerin, kanını almak için kaçırdıkları kurbanların çoğu çocuklardır. Bu çocuk kanının hahamlarca daha makbul sayılmasından kaynaklanmaktadır.

   Yahudilerin, kanlarını almak için Yahudi olmayan pek çok insanı, özellikle çocukları, öldürüp kanlarını çektiklerine dair tarihte, özellikle Avrupa'da, sayısız soruşturmalar, mahkemeler olmuştur. Yahudi ansiklopedisi The Universal Jewish Encyclopedia bu konuda tarihte olmuş 150 kadar mahkeme anlatmaktadır. Bazı mahkemelerde Yahudiler bu korkunç gerçeği itiraf etmişler, çocukları nasıl kaçırdıklarını, kanlarını nasıl aldıklarını detaylarıyla anlatmışlardır.

   Yahudi ritüellerinde, insan kanının kullanımı birkaç değişik şekildedir. Birincisi, hahamların büyü ayinleri için kan kullanmalarıdır. Yahudilerin, Tevrat'tan önce de var olan kitapları Kabbala büyünün ve şeytani güçlerle ilişkinin yöntemlerini anlatır: "Pratikte Kabbala kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı bir büyüye dayalı bir formudur." (Kabbala, Tradition of Hidden Knowledge)

 

   Bu Kabbala ayinlerinde kanın kullanımı Yahudi yazar Bernard Lazare "L'Antisemitisme" adlı kitabının ikinci cildinin 215. sayfasında şöyle anlatıyor:

   "İğneli fıçı olayları halk arasına yerleşmiş bir düşüncedir, bu ise, tamamen bir masal değildir. Gerçekten ortaçağlarda Yahudiler sihirbazlık ve okültizm ilimlerinde çok ileri gitmişlerdir. Bundan dolayı, tabii ki Yahudi sihirbazlar, kabbalistik ve talmudik ayinlerinde kan kullanmışlardır. Yahudi sihirbazlar bu iş için Yahudi olmayan çocukları kurban ederek kanlarından istifade etmiş olabilirler."

 

   İĞNELİ FIÇI NEDİR?

   Yahudilerin, kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları yöntemlerden biri. Fıçının içi iğnelerle kaplıdır. Çocuğu fıçının içine canlı canlı kapatan hahamlar, ardından fıçıyı dakikalarca yuvarlarlar. Daha sonra fıçının dibinde bulunan musluk açılır ve toplanan kan ayinlerde kullanılmak ya da Mayasız Bayramında yenilen mayasız ekmeklere karıştırılmak üzere alınırdı.

   Yahudilikte, insan kanının ikinci bir kullanım yeri ise Pessah (mayasız) bayramları olmuştur. Pessah bayramında bir hafta boyunca mayasız ekmek yapılır ve yenir. Yahudilerin bazı kollarına göre, bu ekmeklerin en makbul olanları ise içine insan kanı katılanlardır. Bazı tarihçilerin bildirdiklerine göre, Pessah bayramları, Ayrupa'da her yıl küçük çocukların kaybolduğu dehşet dönemleri olmuştur.

   Kan içme konusunu şimdiye dek en iyi açıklamış kaynaklardan biri, 1803'te Moldavya'lı rahip Neophite 'in yazdığı kitaptır. Bir hahamın oğlu olan Neophite, Yahudilikten çıktıktan sonra hristiyanlığı kabul edip rahip olmuştur. Babasının inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında Yehova katında daha "üstün" olduklarına inandıklarını anlatmıştır.

   İşte Yahudilerin bulundukları ülkelerden sürülmelerinin nedenlerinden birisi de bu sapık adettir. Özellikle İspanya'da, kan içme olayları defalarca gündeme gelmiş, bu olaylar halk arasında büyük huzursuzluk meydana getirmiştir. Sayısız çocuk kaybolmuş, cesetlerin bir kısmı tamamen kanı çekilmiş bir durumda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğuna geldikten sonra da, Yahudilerin bazı kolları, bu sapık adetlerine devam ettiler.

   Osmanlı zabıtlarında bu konuda gelişmiş pek çok olay vardır. Bunların en önemlileri 1715'te Amasya'da, 1840'ta Şam'da ve Rodos'ta, 1633-1843 ve 1866'da İstanbul'da, 1863-1868 ve 1870'te İzmir'de kayda geçen olaylardır. Bu olaylarda pek çok Yahudi suçlu bulunmuş ve idam edilmiştir. Yahudi tarihçi-yazar Avram Galante, "Histoire Des Juifs de Turquie" isimli kitabında bu konuda gelişmiş olan olayları uzun bir şekilde anlatmaktadır.

   İstanbul Kadılığı 1715'te (11 Şevval 1128) olan kan içme olayında, Ahmet isminde bir Türk çocuğunu kaçırıp kanını içen Menahim, Sabetay ve Avram isimli üç Yahudiyi idam cezasına çarptırmıştır. Fanatik Yahudiler kan içme adetlerini bugün hala uyguluyorlar. Filistin'li pek çok küçük çocuk bu korkunç ibadetin (!) kurbanı olmuştur.

 

   Yıl 2006'nın Mayıs Ayı. Ankara'nın fakir semtlerinden Sincan'da, organları alındıktan sonra çöpe veya duvar diplerine bırakılmış 7-8 yaşlarındaki çocuk cesetlerinin sayısı 13'e ulaşmış. Türkiye'deki organ mafyasının ardında Yahudiler'in olduğuna ve bu organların İsrail'li hastalara nakledildiğine dikkat eder misiniz?!!!

   Sadist hahamların uydurduğu bu akıl almaz vahşet, tarih boyunca sayısız masum insanın acımasızca öldürülmesine yol açmıştır.

   Yahudiler Tevrat'ta emredilen bütün vahşet türlerini İsrail devleti kurulduktan sonra çok rahat uygulama fırsatı buldular. İşgal ettiği topraklardaki savunmasız halk İsrail'in sapık ibadetlerinin kurbanı oldu. Haber alınamayan binlerce kayıp Filistin'li çocuktan birkaçının cesetleri kanları çekilmiş olarak bulunmuştur. Bugün İsrail hapishanelerine konulan, yüzlercesi kadın ve çocuk olmak üzere on bini aşkın Filistin'linin akibeti bilinmemektedir.

   Azınlıkta oldukları ülkelerde bile bu korkunç ibadetlerini terketmeyen yahudi fanatiklerinin, tamamen hakim oldukları Filistin'de aynı kan ayinlerini uyguladıklarını tahmin etmek güç değil.

 

   BURUN ve KULAK KESME

   Yahudilerin, Tevrat emirlerine dayanarak yaptıkları işkencelerden birisi de burun ve kulak kesmedir. Tarih kitaplarında Yahudilerin yaptıkları katliamlarda bu insanlık dışı işkence yöntemini kullandıkları anlatılmaktadır.

 

TEVRAT: "Burnunu ve kulaklarını kesip düşürecekler. Ve senden arta kalan kılıçla düşecek." (Hezekiel Bölümü, 23/25)

 

"Sizi kılıcın kısmeti edeceğim ve hepiniz boğazlanmak için bekleyeceksiniz." (İşaya Bölümü, 65/12)

 

"İşte kor ateşine üfleyen ve işine göre silah çıkaran demirciyi ben yarattım; harap etsin diye helak ediciyi ben yarattım." (İşaya, 54/16)

 

"Bak İsrail, bugün milletler üzerine kökünden sökmek için ve yıkmak için, helak etmek ve yok etmek için seni koydum." (Yeremya, 1/10)

 

"Sen benim topuzumsun ve cenk silahımsın. Ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeleri helak edeceğim." (Yeremya, 51/19,20)

 

   MAZLUM ve EZİLMİŞLİK YALANLARI

   Yahudiler, va'dedilmiş topraklara dönmek istemeyen soydaşlarını bu işe zorlamak (kendi deyimleriyle "hizaya getirmek") için her türlü provokasyonu tarih boyunca uygulamaktan çekinmemişlerdir. Kendilerine karşı uygulandığını öne sürdükleri "soykırım" tezgahlarının ardında yine kendileri vardır.

   Hitler'in; "Beni Yahudiler finanse etti" demesi; katliamları bizzat gerçekleştiren SS Gestapo şeflerinin yahudi olması; NAZİ sembollerinin Tevrat'tan alınmış olması; NAZİ ve Avrupalı Yahudilere verilen ESKENAZİ isimlerinin ibranice kökenli olması; Faşist diktatör Mussolini'nin; "Ben bir siyonistim" demesi ve kurulacak olan yahudi devleti için çalışacağını söylemesi vb. Ortadaki oyunu açıklamaya yetip artmaktadır.

   Aslında bu oynanan "Büyük kitlenin İsrail'e dönmesi için küçük bir grubun feda edilmesi gereği" oynanmıştır. Bu grup da elbette, kültürlü, aydın ve zengin Yahudilerden oluşmayacaktı. Özellikle fakir ve güçsüz, İsrail'e göç etse bile yük olmaktan başka işe yaramayacak, çoğunluğunu Musevi Hazar Türkleri ve Çingenelerin oluşturduğu bir kesim bu iş için uygun görüldü.

 

   TEVRAT: "Bir şehre karşı cenketmek için ona yaklaştığın zaman, onu BARIŞA çağıracaksın. Ve vaki olacak ki eğer sana sulh cevabı verirse ve KAPILARINI SANA AÇARSA, o vakit içinde bulunan bütün kavim sana angaryacı olacaklar ve sana kulluk edecekler." (Tesniye Bölümü, 20/10-11)

"Ve onların krallarını senin eline verecek adlarını göklerin altında yok edeceksin. Sen onları yok edinceye kadar kimse senin önünde duramayacak." (Tesniye Bölümü, 7/24)

 

   Eski ABD Genel Kurmay Başkanı Thomas Moorer: "Şimdiye kadar hiçbir başkanın İsrail'e karşı koyduğunu görmedim. Onlar her zaman istediklerini elde ederler. Amerikan halkı eğer İsrail'in hükümet üzerindeki etkisini bilseydi hemen ayaklanırdı."

 

   Ben Gurion tarafından ilan edilen İsrail'in bağımsızlığını, bir kaç dakika içinde ilk tanıyan ABD Başkanı Truman olmuştur. Truman; "Hür ve kudretli bir İsrail Devleti'nin teminatçısıyım." (Le Monde, 17.3.1971 sf. 8)

 

   İsrail Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann, Yahudi Truman'a şükran hediyesi olarak bir Tevrat Rölesi sunarken şöyle demişti: "Siz farkında olmayabilirsiniz ama sayın Başkan, ben sizden daha önemli bir başkanım. Siz 170 milyon insanın başkanısınız, bense başkanların başkanıyım." (Joys of Jewish Folklore, David M. Eichhorn, sf. 343)

 

   TEVRAT: "Bilmediğim bir kavim bana kulluk edecek. Yabancı oğulları bana boyun eğecekler. Kulakları işitince bana itaat edecekler. Yabancı oğulları takatsiz kalacaklar." (ll. Samuel, Bab 22/4-46)

 

   Yahudiler, sermayeyi ele geçirip yaşadıkları her ülkeyi sömürmüşler, dönmelik takdiğiyle devletin üst kademelerini ele geçirmeye çalışmışlardır. Tarih boyunca birçok ülkeden kovulma sebeplerinden biri de budur. Dönmeler, bayramlara eş değiş tokuşuna dayanan cinsel faktörler de eklemişlerdir. Halk arasında "mum söndü" olarak bilinen bu eş değiş tokuşu dönmelerin en sapık adetlerinden biridir. Bugün hala uygulanmakta olan bu adet, yahudi dönmeleri tarafından reddedilmek bir yana, övünerek anlatılmaktadır. Bu iğrenç adetin faturasının da, farklı mezhepteki bir topluluğumuza çıkarılması, Yahudi-Ermeni propagandalarının eseridir.

 

   "Köpek için kemiğin, domuz için dışkının çekici bir tadı olmasaydı, onlar bu maddelerle karınlarını doyurmak isterler miydi? Rezilliklerin her çeşidinden ayrı bir tad alan güçlü kişileri ayıplamayınız." (Mason Dergisi, sayı 29, sf. 20)

 

(Bu telkin, masonluğa kabul töreni sırasında üyelere fiili livata yapıldığı söylentilerine ispat niteliği mi taşıyor acaba?)

 

   KUR'AN: "İnananların içinde çirkin utanmazlıkların yaygınlaşmasından hoşlananlara dünyada da, ahirette de acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz." (Nur Suresi/19)

 

   Sapık Yahudi geleneklerinden biri olan ensest de sapkın Tevrat ayetlerine dayanır:

"İki memen sanki bir çift geyik yavrusu Kaptın gönlümü kızkardeşim, yavuklum. Okşamaların ne güzel kızkardeşim, yavuklum." (Tevrat, Neşideler Neşidesi, 4/5,9-10)

 

"Ve büyük kız küçüğüne dedi: Gel babamıza şarap içirelim... Onunla yatarız... Ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız gidip babasıyla yattı. Ve öbür gece dahi babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı." (Tevrat, Tekvin 19, 31-35)

 

Rivayete göre, kızların, babalarının soyunu sürdürmek için girdikleri bu ilişkilerin sonucunda birer oğlan doğuruyorlar. Bu oğlanlardan biri Moablıların, diğeri de Amanoğullarının atası sayılıyor.

 

   Yerleştiği her yerden kovulan tek topluluk Yahudilerdir. Babil'den, İngiltere'den (1292), Fransa'dan (1394), İspanya'dan (1492), Litvanya'dan (1495), Portekiz'den (1498), Almanya ve İtalya'dan (14 ve 16.yy.da) tarih boyunca toplu olarak kovuldular.

   İspanya'da Yahudiler sermayenin çoğuna sahip olduklarından dolayı "devlet içinde devlet" haline gelmişlerdir. Bu maddi güç sayesinde ülkede sayıları az olmasına rağmen çoğu konuda söz sahibi oluyorlardı. Ayrıca, Yahudilerin uyguladığı kan içme, sulara zehir atma, veba salgını çıkarma, ensest ilişki, eş değiştirme, yabancı düşmanlığı (başka milletleri hayvan olarak görme) gibi sapık adetler, İspanyol halkı arasında büyük bir tedirginlik oluşturuyordu.

   İspanya devletinin, bunların etkilerini kırmak için gittiği yasal düzenlemelere karşı "dönme"lik (isim ve dinlerini gizleme) takdiğini uygulayan Yahudilerin bu sahtekarlığının ortaya çıkmasıyla, İspanya Devleti tarafından topluca kovuldular.

   Ne yazık ki, başka milletlerin başlarından söküp attığı bu keneleri, Osmanlı İmparatorluğu sokaktan alıp kendi bağrına yerleştirmiştir. Sonuçta, Osmanlı'nın sonunu getirip ortadan kalkmasına sebep olan bu KENELER olmuştur.

   Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü zehirleyip öldüren de Mason Keneler'dir.

Mason yükümlülüklerini belirten Anderson Yasası, Davranış Maddesi dördüncü fıkrası şöyledir:

 

"Mason olmayan yabancılar bulunduğunda, sözlerinizde ve tutumunuzda öyle ketum ve ihtiyatlı olunuz ki, en ince zekalı yabancı bile duyulması uygun olmayan şeylerin farkına varmasın." (ÇIRAK KALFA USTA, Sayfa-55)

 

   Siyonizmin dünya hakimiyeti için kendilerini adamış olan masonlar da aynen Yahudiler gibi kendilerinden başkalarını insan olarak görmezler;

 

"Bizim anladığımız insan, sokakta her gün gördüğümüz insan değildir. İki ayaklı, iki kulaklı az çok akla da sahip insanı biz burada kasdetmiyoruz, biz insan dediğimiz zaman bütün masonik ilkeleri sinesinde toplayan bir insanı insan olarak ele alıyoruz." (Mimar Sinan Dergisi, s.27-28 sf.35)

 

   Siyonistler, işleri biten masonların Yahudi asıllı olmayanlarını çöpe atarken de pek acıma belirtisi göstermezler.

 

   Masonlar, çalışmalarının, Atatürk tarafından 1935 yılında yasaklandığında, meclis başkanı, altı bakan ve altmıştan fazla milletvekilinin kendilerinden olduğunu söylemektedirler. Atatürk'ün ölümünün onuncu yılında tekrar çalışmaya başlarlar ki, bu arada İsrail Devleti'nin de kurulmuş olması çifte bayramları olmuştur.

   Kutsal anlatımlara göre;

 

   İSRAİLOĞULLARI: Yakup peygamberin soyundan gelenleri ifade eder.

   İSRAİL: Yakup peygamber'e verilmiş isimdir. "Tanrıyla güreşen" demektir.

   İSRA: Güreş tutmak, güreşmek.

   İL-EL-BAAL: Sümer'lerin en baba tanrısı(!).

Yakup, tırıvırı bir tanrı(!) yerine, en baba tanrıyı(!) kendine rakip seçmesinin cezasını, dizinin incinmesiyle öder. Fakat, tanrıyla kapışmayı göze almanın ödülü olarak ta "üstün kılınma" vaadini kapar(!). Bu "diz incinmesi" olayından dolayı Yahudiler, uyluk başı üstü kalça adalesini yemezler.

 

Tarih boyunca fitne ve azgınlıklardan bir türlü vazgeçmeyen İsrailoğulları, pek çok peygamberin başının etini yemiştir.

 

Tanrının, kendilerini bu kadar fazla muhatap almasını (peygamber gönderilmesini) "kendilerine üstünlük ve efendilik" verilmesi olarak değerlendirmişlerdir.

   Müslüman inancına göreyse, Yakup peygamber; güzelliği dillere destan Yusuf'unu kaybetmiş, gözü yaşlı Hazreti Yakup'tur. Müslümanların böyle inanıyor olmalarının ne kendilerine bir zararı vardır, ne de insanlığa. Oysa tanrıyla(!) güreşen bir Yakup...

 

   KUR'AN: "Yahudiler arasına Kıyamet Gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Onlar ne zaman savaş ateşini alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcarlar. Allah ise bozgunculuğu sevmez." (Maide Suresi, 64)

 

   TEVRAT: "Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan'dan, Irmak'tan, Fırat Irmağı'ndan garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak. Tanrınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız tüm diyarın üzerine koyacaktır." (Tesniye, 11/24-25)

 

"O günde Rab Abram'la ahdedip dedi: Mısır Irmağı'ndan büyük ırmağa, Fırat Irmağı'na kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim." (Tekvin, 16/18)

 

   Türk Milleti, yurt edindiği toprakları için milyonlarca şehit vermiştir. "Türkiye ilgi alanımız içindedir." diyen Yahudi insan kasabı Ariel Şaron aylardır kuyruğu titrettiği halde geberemiyor. Onca masumun kanına girerek, kolay ölüm var mı? Darısı, mevcut Yahudi kasaplarının başına...

 

   "Aralarına seni dağıttığım milletlerin hepsini bütün bütün sona erdireceğim fakat seni sona erdirmeyeceğim." (Tevrat, Yeremya, 30/11)

 

   "Çok kavimler ezeceksin, ve onların kazancını Rabbe ve onların mallarını bütün dünyanın Rabbine tahsis edeceğim." (Tevrat, Mika, 4/13)

 

   "Ve seni sıkıştıranların oğulları sana eğilerek gelecekler. Senin ayaklarının tabanında yere kapanacaklar ve sana Rabbin şehri İsrail Kudüsü'nün Siyonu diyecekler." (İşaya 60/14)

 

   "Ve Krallar sana uşak ve Kraliçeler sana dadı olacaklar, yere kapanıp ayaklarının tozunu yalıyacaklar." (İşaya 49/23)

 

   "Milletlerin servetini yiyeceksin ve onların izzeti size geçecek." (Tevrat, İşaya, 61/6)

 

   "Allah'ın Rabbin sana miras olarak vermekte olduğu bu kavimlerin şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın. Allah'ın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin." (Tevrat, Tesniye 20/16,18)

 

   KABBALA'dan: "Yahudi, yaşayan insanlaşmış Tanrıdır... Yeryüzünde Tanrı, Yahudinin yüz hatlarda kendini aşikar kılar. Diğer insanlar tamamıyla dünyevi, aşağı ırktandır. Onlarsadece Yahudilere hizmet için yaşamaktadırlar... Hahamların sözleri canlı Tanrının sözleridir."

 

   Filistin ve Lübnan'da Yahudilerin katlettiği masumlar, benim kardeşime, bacıma, akrabalarıma ve garip anacığıma benziyorlar. Yahudi vahşilerin yüzlerinde ise, kara domuzların kılsız yerlerinin derisini görüyorum...

 

   KUR'AN: "Onlar bir kötülük işledikleri zaman BİZ ATALARIMIZI BU YOL ÜZERİNDE BULDUK. ALLAH DA BİZE BUNU EMRETTİ derler. De ki: Şüphesiz Allah, kötülüğü emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?" (A'raf 28)

   KUR'AN: "Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar gerçeği ters çeviren, günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar şeytanlara kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler." (Şuara 221-223)

  

   Ey Yahudiler!

   Yeryüzünü ve sonunuzu felakete sürüklüyorsunuz! Aklınızı başınıza alın ve insanlığa dönün!

Tanrı'nın bana vermiş olduğu akıl; TANRININ BİLDİKLERİNİ ELBETTE BİLEMEZSİN FAKAT, AKLINDAN ZORU OLAN BİR TANRININ VARLIĞINA İNANACAK KADAR DA APTAL OLAMAZSIN, diyor."

Sizlere; "Yakın! Yıkın! Öldürün! Mahvedin! Tecavüz edin! Cehenneme çevirin! ....!" diye telkin eden Tanrı değil de, KABBALİST BİR HAHAM olmasın sakın!?...

 

   Ey insanlık!

Şu anda yeryüzünde katliama uğrayanlar senin ırkından, dininden değildir diye kılını kıpırdatmak istemiyorsun!

Siyonistler bu dünyayı üçüncü büyük harbe doğru sürüklüyorlar!

Sıkıştıkları anda nükleer güce başvuracakları cehennem harbine!

Bu gidişe dur demezseniz, CEHENNEM ARTIĞI BİR DÜNYA SİZE KALSA NE OLACAK?!

   

   Ey müslüman!

   İslam ümmeti neden sahipsiz?!

Neden yanıyor Filistin, Lübnan, Irak, Bosna, Azerbaycan, Çeçenistan, Afganistan, Türkistan?

Dünyanın İNSANLIK ve ADALET diye ayağa kalkıp haykırmasını mı bekliyorsun, kendin yatar halde iken?!

Sorgulamayacak mısın, ülkenin başına getirilmiş siyonist locaya kayıtlı uşakların kimliğini?

Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmek, ipin ucunu onlara teslim etmek ne demek?

 

   Ey Türk Evladı!

   Vatanının parçalanıp cehenneme çevrilmesine fırsat verme!

Ürününe para verip kullandığın markanın Yahudi patronuna rica et de safını belli etsin! Lübnan ve Filistin'deki vahşete tavır koysun!

"Eşcinseli işe alırım, türbanlıyı almam" diyen, ALARKO'nun Alaton'larına sor bakalım; "İsrail iyi mi yapıyor, yoksa kötü mü?"!

Yoksa sen hala:

Alarko ile suyunu ısıtıp ariel ile temizlenmeye; colgate ile fırçalanıp, coca cola ile karnını şişirmeye devam mı edeceksin?

Ödediğin para bugün için Filistinli çocuğun beyninde patlıyorsa, yarın sıranın sana gelmeyeceğini mi düşünüyorsun?

Düşmanın ekonomisine katkıda bulunmanın, tecavüzcü zaniye kuvvet macunu ikram etmekten ne farkı var?

İşte, dünyanın hali ortada! Görmüyor musun?

Yoksa, Yahudi füzeleri Ankara'ya düşmeye başladığında mı gözlerini açacaksın?

İsrail Savunma Bakanı, İsrail'in ahlaki yasalarının sivillere zarar verilmesine izin vermediğini söylemiş. Öyleyse bu katliamları, dini yasaları izin verdiği için mi yapıyorlar?

İsrail Dışişleri Bakanı, İsrail'in Lübnan halkıyla bir çatışması yok demiş. Doğru söylemiş. Lübnan halkıyla çatışmıyorlar, Lübnan halkını katlediyorlar. Çünkü, Lübnan'lıların onlarla çatışmaya girecek silahları yok...

 

Feryatlar arşa yükseliyor.

Bütün dünya bu vahşete seyirci.

Condoleezza Rice'nin ağzı kulaklarında. Mutlulukla sırıtıyor.

Utanmak mı?

Yüzleri kızarmak mı?

Onlar da nasıl kelime!

Hayvanlar suç işleyince hiç yüzleri kızarır mı?

"Kimler var bakınız kan feryat dolu,

Kimler hürriyetin hasretindeler,

Garibin mazlumun bağlanmış kolu,

Gülüp seyrediyor kanlı kahpeler."

Kanlı kahpeler.

Kanlı zalimler,

Kanlı köpekler!...

 

( Nursultan Abdülhamid İKİNCİ )



Tarih: 14:20, 3/8/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı

Dünyanın yedi harikası nedir ?

Dünyanın yedi harikası...

 


Dünyanın yedi harikası nedir ?
Yazılı sınavdaki bir soru bu. Öğrencilerin cevabı bilmenin keyfiyle harıl harıl yanıtladığı bir soru. Öğretmen cevapları okuduğunda verilen bir yanıta takılıyor ve düşünüyor. Bir ilkokul öğrencisinin verdiği yanıt duygulandırıyor öğretmeni. Minik bir yüreğin yazılı kağıdına şu notlar akıyor.

Dünyanın yedi harikası;
1-Görmek,
2-Duymak
3-Koklamak,
4-Tatmak,
5-Dokunmak,
6-Sevmek,
7-Sevilmek.

Bir yerde okumuştum ve beni de yukarıdaki öğretmen gibi düşündürmüştü.
Evet bize sunulan armağan edilen, yedi harika şey. Peki ne kadar önemsiyoruz ve kullanıyoruz bu armağanı ? 

Görüyoruz; Her şeyi ,çevreyi, insanları. Otomatik bakışlarla süzüyoruz etrafımızı.
Ama değerini bilmiyoruz görme duyumuzun.
Kalabalıkların içlerinden geçiyoruz ama bakmıyoruz bile yüzlerine.
Süzülüyoruz yanlarından öylece.
Hangimiz yolda yürürken etrafımızdaki güzellikleri fark ediyoruz.
Küçük bir kızın şeker yiyişindeki sevimliliğe bakıyoruz.
Kaç gece mehtabı görüp,daldık hayal alemlerine.Hangimiz iki sevgilinin birbirine bakışlarındaki masumluğa dikkat ediyoruz?
Yıllardır şehirlerin evrimine şahit olan ağaçları,
köşe başlarında artık nadir rastlansa da çeşmelerimizi ,
yolda koşuşturan köpekleri, betonların arasında, güzelliklerini sergilemeye çalışan çiçekleri, hala bize nefes vermek için boylu boyunca uzanan yeşillikleri.
Kim bilir ne zamandır fark etmiyoruz, görmüyoruz.
Evlerimize giderken aklımızda bin bir düşünceyle
kurmalı bir oyuncak gibi götürüyor ayaklarımız bizi varacağımız yerlere.
Bakıyoruz sözde! ama görmüyoruz.

Duyuyoruz; Gürültüleri patırtıları,araç kornalarını,seyyar satıcıların attıkları naraları,makinelerin çıkardığı sesleri karmaşıklık ve gürültü orkestrası elemanlarını.İnsan kalabalığının yarattığı boş anlamsız sesleri.

Duymuyoruz; şehir keşmekeşinde boğulmuş çığlıkları.
Kimi zaman martılar eşlik ediyor seslere, kimi zaman kuşlar ıslıklar çalıyor, koşuşturan çocukların sevinç kahkahalarını,
bakkal Hüsnü amcanın eski radyosundan gelen namelerini duymuyoruz
yada duyup önemsemiyoruz.

Kokluyoruz; Kaç kere yağmurların ardından toprak kokusunu içimize doldurduk,
Sahil kenarında denizin yosuna bulaşıp
duman duman tüten genzimizi yakan kokusunu hissettik?
Kim bilir ne zamandır fark etmedik?

Tadıyoruz; Açlığımızı gideriyoruz sadece doyuyoruz.Aceleyle yiyoruz, tatmıyoruz.Koşuşturmalarla erteliyoruz öğünlerimizi.Bir yanımızda dosyalar, ağzımızda lokmalar geçiştiriyoruz yemeklerimizi.Hangimiz dalından bir meyveyi koparıp tadını hissederek, suyu kana kana özümseyerek tükettik.

Dokunuyoruz; Selamlaşıyoruz ,sahte tebessümler takıp yüzümüze 'tokalaşıyoruz'.
Ama hissetmiyoruz.Kim bilir ne zamandır sıcaklıkla bir dost elini tutmamışızdır,
kim bilir ne zamandır annemize tutkuyla sarılmamışızdır.Kaç kere bir kumaşa dokunup hissetmeye çalıştık ?
Kaç kere gülün yaprağına dokunup hissettik güzelliğini, yumuşaklığını?

Seviyoruz, seviliyoruz; Sözde seviyoruz,seviliyoruz.Ne kadar zaman ayırıyoruz, gönlümüzde geniş yer ayırdıklarımıza ?

Erteliyoruz her şeyi.
Her şeyi bir sonraki güne bir sonraki zamana.
Yaşamıyoruz, hissetmiyoruz,Otomatik,yüzeysel yaşıyoruz derinlere inip, gözlemlemiyoruz.
Hep aynı şeyleri yapmaktan sürekli şikayet edip,
günlük yaşanılanları farklı hale getirmiyoruz.
Hayatımıza katacağımız küçük mutluluklar var.
Kolay basit bir renk var elimizde,büyütüp gökkuşağına dönüştürebileceğimiz.

Aslında bizim özümüzde olan. Duyularımızı kullanıyoruz ama hissetmeden.
Özünde görmek,duymak, koklamak ,tatmak ve dokunmak.
Yaşıyoruz öylece bize sunulan armağanın kıymetini bilmeden.
 
Unutmayalım;Bahşedilen vasıflardan dolayı bizlerde dünyanın bir harikasıyız.
Yeter ki bunun farkına varalım önce kendimizi sevelim ,
sonrada diğer harikaları...
....../..

Tarih: 12:37, 3/8/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı

HAYAT

HAYAT ;

Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar uzun!

Bir gülümseyişe,bir kıpırdanışa,bir dokunuşa

Vakit ayıramayacak kadar kısa!

 

         HAYAT ;

Her anını sonuna kadar yaşamaya çalışmak için,

Nefes nefese koşturmayı göze alacak kadar dolu,

Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını

Hissettirecek kadar boş!

 

         HAYAT ;

Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır.

Bir kuşun kanadına konupta ona biile hissettirmeden

Uçabilecek kadar hafif !

 

        HAYAT ;

Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar

"Yaşanmaya  değer "

 

        HAYAT;

Onu kısıtlamanın haksızlık  olduğunu anlatacak kadar

Öğretici,

Bir daha bulunmayacak,yaşanmayacak kadar "tek "...

 

       HAYAT ;

Kendini oluşturan her büyüyü,

Her cazibeyi,her rengi,

Yürekleri hoplatacak,

Kanlarımızı kaynatacak kadar

Parlak ve güzel !

 

Gözlerimizi acılarla,hüzünlerle,

Ayrılıklarla,ölümlerle buluşturduğumuzda,

Sadece iki renk !

Gri ve siyah !

 

      HAYAT ;

Gerçek  yaşam öykülerine  katlanabilecek gücü bulup,

Bulaştırıp, daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar

Heybetli ve zor,

Hr şeyden vazgeçip

"yaşamaya veda etmeyi isteyecek "

kadar da güçsüz ve zayıf !

 


Tarih: 21:54, 25/7/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı

İstanbul'un semt isimleri nereden geliyor? 9 Dilde İstanbul.

İstanbul'un semt isimleri nereden geliyor? 9 Dilde İstanbul...

Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

 

Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.

 

Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.

 

Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

 

Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.

 

Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

 

Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

 

Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

 

Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

 

Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

 

Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.

 

Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

 

Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

 

Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

 

Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

 

Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

 

Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

 

Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

 

Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

 

Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.

 

Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.

 

Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

 

Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.

 

 

9 Dilde İstanbul

 

 

İstanbul'un pek çok dilde çok farklı isimleri bulunuyor.

 

Grekçe: Vizantion

 

Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma

 

Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis

 

Slavca: Çargrad, Konstantingrad

 

Vikingce: Miklagord

 

Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli

 

Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma

 

Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul

 

Osmanlıca: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet


Tarih: 09:49, 19/7/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı

Hepimiz birbirimizin tek kanatlı meleğiyiz.

Mefta olup cehenneme giden bir adam hakkındadır bu öykü.
 
Melek bu adamı nefis
yemek kokuları gelen bir odaya oturur. Odanın ortasında büyük bir
tencere ve çevresinde oturan insanlar vardır. Bu çok zayıf, bir deri
bir kemik kalmış insanlar acıyla inlemektedir. Cehenneme yeni gelen bu
adam tencerenin çevresindeki insanların ellerinde kepçeye benzer, uzun
saplı
kaşıklar görür. Kaşıklar ellerine bağlıdır. Kasığı tencereye
daldırabilmekte ama hiçbir şey yiyememektedirler çünkü kaşıkların sapı o
kadar uzundur ki, ellerindeki kaşıkları bir turlu ağızlarına
götürememektedirler...
Lütfen der adam 'bana bir de cenneti gösterir misin?
 
Elbette der melek; ''Sonsuzlukta birkaç dakikanın ne önemi var'' der ve
onu cennete oturur.
 
Adam cennete girince hem çok şaşırır hem de kafası karışır. Gördüğü
manzaranın cehennemdekinden hiçbir farkı yoktur. Yalnızca insanlar mutlu ve
sağlıklıdır, kahkahalarla gülmektedirler.
 
'Anlayamadım der. Her şey ayni, herkesin ellerine bağlı uzun saplı kaşıklar
var ve hepsi de bir tencerenin çevresinde oturuyorlar. Farklı olan nedir?
Neden burası cennet ''Melek adamın sorusunu yanıtlamaz. Tam çıkarken, adam
başını bir kez daha çevirir ve olan biteni anlar. Herkes ellerindeki uzun
saplı kaşıklarla birbirlerini beslemektedir. :)
 
Sonuç olarak, ''Hepimiz bir bütünün parçasıyız ve hepimizin bir başkasına
gereksinimi var..! Hepimiz birbirimizin tek kanatlı meleğiyiz. Uçabilmemiz
için kucaklaşmamız gerekir''
 

Tarih: 11:11, 14/7/2006
Ne yazılmıs bakalım (yok) | E hadı sende bı seyler yaz | Bağlantı
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler Güle Güle

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->